Hasan Bulent Paksoy
Haziran 2011
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım.
Mehmet Akif Ersoy[1]
Neden bagimsiz yasanmak istenir?[2] Bagimsiz yasamanin gerekleri nelerdir?[3] Toplum bireyleri, bagimsiz yasamak istemez mi? Toplum’un bagimsiz yasamasi icin, tug yoneticileri arasindan yalniz birkac kisi’ye gorev mi verilir? Kim gorev verir? Yoksa, bagimsiz yasamak, butun toplum’un her gun goz onunde bulundurmasi gerekli bir islevmidir?
Gorev ne’dir? Gorev, nasil yerine getirilir? Gorev’den kimler sorumludur? Gorev, yalniz bir ust kat’daki gorevlilerce daha alt kattaki gorevlilere mi verilir? Mustafa Kemal, Kazim Karabekir, Omer Seyfettin, Ziya Gokalp, ve daha nicelerine, kim gorev vermistir? Yoksa, durumu oz anlayislari ile kavrayip, bunun gibi pek cok kisi, kendilerine gorev mi cikarmistir? Gorev asimi ne’dir?
Gorev, en yuksek ve kutsal atilimdir. Yukaridaki orneklerde deginildigi gibi, kisilerin kimligine, aldiklari degerleri korumak icin yaptiklari ile, en kestirme yol’dan anlatilir, anlasilir.[4] Genellik ile, gorev, bilincli onder’lerin atilima gecmesi ile de ozetlenebilir.
Onderler, bir toplum’un, toplum olarak yasamini suredurebilmesi icin o toplumdan ortaya cikan kisilerdir, ve kendi uzerlerine aldiklari gorevler, bu dogrultuda sirtlanilan islevledir. Onderler yalniz bir konuda onder olamazlar. Atilim’in oncelikle dusuncesel olarak baslamasi gerekir. Bu dusunce gorevi de, iyi egitimli ve icinden ciktiklari toplum’un degerlerini iyi anlamis olan Dusunce Isverenlerince baslatilir. Baska bir deyis ile, onderler yalniz olamazlar. Destek bulamazlar ise, onderlik ortada kalir. Bu destek, gorus birligi ile baslar.
Gorev yuklenmis kisiler, gorevlerini yapabilmek icin, once gorevlerinin kapsamini butun ayrintilari ile toplum’a anlatabilmek icin, gorevlerini kagit uzerine dokmek geregini anlarlar. Bu konular uzerine pek cok sayida kitap ve bildiri yazilmistir. Universitelerde nasil onder olunabilecegini ogreten dersler oldugu gibi, konu uzerine diploma bile alinabilir. Ancak, bu gun’e dek, bu tur egitimden gecmis olan bir kisinin, gercek onderlik yaptigi-yapabildigi gorulmemistir. Onderlik bir yerde uc’lu sacayaginin tam oturmasini gerektirir: Kisi, Olay, Kosullar. Mustafa Kemal ornegi, bu uclu sacayaginin nasil calistigini gosterir. Esdegerde bir baska uclu sacayagi da, Timur Bey’ce gerceklestirilmistir. Timur Bey, birkac at ve kilici ve seyis’I ile is’e girisip, ondorduncu yuzyilda buyuk bir Tug kurmustur.
Onderler ve gorevleri toplum icinde yalniz degildir. Dogal bilimlere, daha once bilinmeyen varliklari kazandiranlar ise, yalniz oz cikarlari icin calisan kisilerdir. Dogaldir, insanligin ogrenme ve ilerleme istegini de gosterir. Ancak, bu kisilerin yaptigi onderlik, yeni buluslari ortaya cikarmak, insanliga oldugu kadar, oz toplumlarinin da yararinadir. Unutulmamasi gerekir ki, yeni bir bulus’un en kisa surede para kazanmasi gerekmez. Cunku, yeni bir dusunce ya da bir dogal bulus, diger arastirmacilari ve dusunenleri de etkileyecektir. Sonucunda, tartisma yolu ile de olsa, toplum’un cikarlarini degerlendirecek, yararli olacaktir. Iki kisa ornek verilebilir.:
Gokbilimci olarak taninan Kepler (1571-1630), bir fici’nin ne kadar (kac litre) sivi tasiyabildigini olcmek icin, kollari sivadi. Yeni matematik yontemleri gelistirerek, bir denklem yaratti.[5] Bu denklemin, daha sonra, gunes duzenindeki gezegenlerin yorungelerini anlamak icin cok yararli oldugu ortaya cikti. Bu yorunge anlayisi, yirminci yuzyilin ikinci yarisindan baslayarak, ;insanligin uzay’a cikmasindaki onemli verilerden biri olarak, gunumuzde de yogunlukla kullanilmakta
Ikinci Dunya Savasi sirasinda, Amerika’dan yiyecek ve muhimmat getiren gemileri batirdiklari icin, Alman denizaltilari, Ingiltere’nin yasamini cok guc durumda birakti. Bu sorun’u cozmek icin, arastirmacilar kollari sivadilar. Kisa surede, bir bocek bilimcinin gelistirdigi denklem’in bu denizaltilari bulmak icin cok yararli oldugu goruldu. O denklemi gelistiren bocek bilimci, yusufcuk boceginin kendine nasil yiyecek buldugunu anlamaya calisiyor idi. Ama, buldugu denklem, Ingiltere’nin yasamini surerek savasi kazanmasina yordam verdi. Bu olay yuzunden, yeni yapilan bir denizalti batirma ucagina “yusufcuk” adi verildi.[6]
Dusunce Isverenleri,[7] hangi bilim dalindan olursa olsun, bu tur gorevleri, yetenekleri yordami ile gelistirirler ve toplum’a sunarlar. “Sakla samani, gelir zamani.” Onemli olan, bayatlamis dusunce ve yontemleri asmaktir. Bu bayat dusunce ve yontemler, uygulandiklarinda ya sonuc vermeyenlerdir, ya da istenilen sonuca varamayanlardir. Diger Dusunce Isverenlerince de, dusunceleri denetlenmek yolu ile, yeniliklerinin yok oldugu anlasilir; yeni dusunce ve yontemler gelistirilir.
Yirminci yuzyil’in, aygit-tasarimcilarin sureci oldugunu tasarimcilar ileri surerler. Zincirledikleri doga kurallari ile, yasam’I degistirdikleri de bir gercektir. Yalniz su’lari duvarlar ile akmaktan alikoymadilar; dunya’nin yercekiminden kurtulup, uzay’a acilmayi da basardilar. Bu’na karsilik, en buyuk gelirleri de, toplumlari etkileme gereclerini gelistirerek aldilar. Radyo ile baslayip, dusunce okuma gereclerine kadar yontemler gelistirdiler. Bu arada, cep’te tasinabilir kucukluge indirdikleri ses aygitlari ile, insan’in uzun sureli ozgur dusunme yeteneklerini korletmeyi gerceklestirdiler. Bu aygitlar, dusunme ve algilama surec ve yeteneklerini boluk-borcuk ederek, butun goruntu’yu, ezgiler yolu ile de olsa, birarada gormeyi engeller oldu.
Muhendisler bu ‘ilerlemeleri’ ne icin yaptilar? Yakindan bakildiginda, doga’nin kurallarini bulanlar, ornegin, yercekimi, titresimlerin dunya cevresinde dolasimi, gezegen yorungeleri, titresimlerin kisi dokularina olan etkileri vb gibi, genellikle tek kisi ya da cok kucuk bir topluluk ile calisanlar bulmuslardir. Ancak, bu buluslarin insan yasamini degistiren uygulamalari ise, cok buyuk destekli alis-veris kuruluslarca gelistirildi.
Yeni bir dusunce bulmak ile, yeni bir bulus yapmak arasinda buyuk ayricalik yoktur. Her ikisi de ozel yetenekler ve kosullar gerektirir. Ancak, o dusunce ya da bulus’u toplum’a aktarmak da, dusunceyi ya da bulus’u yapan kisinin elinde olmadigi da gorulur. Edison bile, yuzlerce bulus yapmis olmasina karsilik, cogunlugunu toplum’a satamadi.
Dolayisi ile, bir dusunceyi bulan ile o dusunceyi kullanan arasinda buyuk ayricaliklarin oldugu unutulmamali. Ek olarak, kullanicilarin, dusunceyi gelistirenlerin ongormedikleri sonuclara ulasmak icin dusunce ve buluslari carpitmaktan kacinmayacaklari da gozden kacmamali. Ornek: Radyum, bulunduktan kisa bir sure sonra, Pazar’a su icinde suruldu ve sagliga cok yararli oldugunun alti cizildi.[8] O denli ki, ABD Hava Kuvvetleri de, pilotlarin nezle olmalarini onlemek icin, Ikinci Dunya Savasi sonrasi baslayan “Soguk Savas” sirasinda burunlarina radyumlu gerecler soktu.[9] Boylelikle, bir nezle salgini ile savas yeteneginin kaybedilmesinin onune gecilmek istendi.[10] Ancak, bu islemlerin yarar’dan cok zarar verdigi, aradan gecen sure icinde ortaya cikti.[11] Radyum’u bulanlarin bu tur uygulamalari ongorup-ongormediklerini bilmek guc. Cunku onlar da radyum’un etkileri ile bu dunyadan gocmus idiler.[12] Butun bunlar ‘onderlik” midir, yoksa, ‘bagimsiz yasamak istegi’ mi? Yoksa, denetlenmemis onderlik yontemleri, ve bagimsizliga giden yolda tokezlenip dusmek girisimleri mi?
Radyo kullanim ornegi ise, anlasilmasi ilk bakista daha da guc gerceklerin el’e alinmasini gerektirir. Ilk olarak, radio yayinlari ‘eglence’ olarak tanitildi. Belirli bir yer’e kadar, dogru bir tanitim idi. “Baseball” karsilasmalarina—calistiklari ve ekmek parasi kazanmak icin calismak durumunda kalanlar icin—gidemeyenler, boylelikle karsilasmayi radyo’dan dinleyebildiler. Ancak, araya girmeye baslayan uretilmis mal duyurulari ile, radyo’nun gorevi temelinden degismeye basladi.
Gunumuzden ikibin yil onceki Roma’da, “gladiator” oyunlarinin buyuk bir yeri vardir.[13] Izleyiciler, Roma Imparatorunun korumasi altinda karsiliksiz olarak bu kanli oyunlari izler, insanlarin birbirlerini kesip-delip oldurmeleri icin agiz ve elbirligi ile yordam verir idi. Bu, Roma imparatorlari ile Roma toplumu arasinda yazili olmayan bir anlasmanin bir bolumudur. Roma yoneticilerinin “panem et circenses” deyimi ile ozetledikleri bu anlasmaya gore, Roma imparatoru Roma topluluguna parasiz bugday verir, bu oyunlari gene parasiz olarak duzenlerdi. Karsiliginda da Roma toplulugu Imparator’un yaptiklarina ses cikarmazdi.[14] Gunumuzde de bu tur ‘anlasma’ nin parali bir yonu islemde: “bira ve ayaktopu.” Roma gunlerinden bu yana, toplum’un karni doydugu varsayildigi icin, gunumuzde eglence ve “kafa’yi bulma” yontemlerine daha cok onem verilir oldu. Boylelikle, acik dusunce ile yonetimi sorgulama islevi aksadi.
Bu tur uygulamalar ile toplum’u yonetebileceklerini goren yonetici topluluklari da, gelistirdikleri ek yontemler ile Cogulcu Toplum Yonetimini carpitmakta hicbir sakinca gormediler. Ad’I icinde ve disinda “bagimsizlik” soz ve dusuncesi gecen yonetim turleri, adlarinin tersine bagimli olmaya basladi. Kimlere? Diger toplumlara mi, yoksa, para muslugunu elinde tutanlara mi? Diger toplumlari yonetimi elinde tutan ‘bas’ toplumlara bu gorev’I kim Verdi? Ya da, para muslugu nasil el’e gecirildi? Bu kavramlari aciklamak da, derinlemesine arastirma gerektigi icin, Dusunce Isverenlerinin gorevidir.[15]
Yukarida ileri surulen sorulardan biri de, “Gorev Asimi Nedir.” Bir ornek ile soru’yu daha da acarak, arastirmayi surdurebiliriz. Napoleon’un yaptiklari, bir gorev midir, yoksa ‘gorev asimi’ mi? Ya Hitlerin savas’i? Stalin’in uygulamalari? Lenin’in baskaldirmasi? Burada da kimlik kokenleri sorusunun sorulmasi gerekir. Neden bu kisiler, yaptiklarini yapmislardir? Yalnizca oz hirslari nedeni ile mi, yoksa, icinden ciktiklari toplumlarin duygulari ile oynarayak, o toplum bireylerine sirin gozukmek icin mi?[16]
Bir toplum, gundelik gerek gorduklerini (yiyecek, giyecek, barinma) kaybettiginde, toplumsal patlamalar yer alir. 1789 Fransiz Ihtilali bu yonde bir ornektir. Bu’na karsilik, Amerikan 1776 Baskaldirmasi ise, ilerlemek isteyen bir toplum’un, Amerikan Somurgelerini kuran Ingiltere’ye karsi idi. Cunku, Ingiltere, kurdugu bir somurgenin hic bir aci’dan Ingiltere’yi asmasini istemiyor idi.[17] Ogrenim cikarmak acisindan bir ayri dusunce’yi eklemek de yararli olabilir. Dusunceler arasi iliskiler bir savas’tir. Savasi kazanan, yasayacaktir. Kaybeden de yaralarini yalamak ile yukumludur. Ancak, savas, yalnizca iki yonlu degil, her donem, cok yonludur.[18] Carpisilan yagi, gercek de olsa, dusuncesel de, her surecte bir’den coktur.
Burada, goruldugu gibi, sorun iki yon’e ayrilir: Kimlik ve egitim. Kimlik, bir toplum’un icinden cikan ezgi ve maya kirintilari icinde saklidir. Egitim ise, bu kirintilari birlestirir, butun olmalarini saglar. Ancak, bu sozunu ettigimiz butun, hic bir gun kirilmayacak sert kaliplar icinde kalmamalidir. Her surecte yenilenmelidir ki, bu maya’yi gelistirmis olan toplum, dunya uzerindeki yerini koruyabilsin. Ancak, gunumuze gelmis maya kirintilarini oldugu gibi koruyarak, yok olmalarinin onune gecerek bu koruma islemi basarilabilir. O kirintilarda ozetlenmis degerleri koruyarak, yeni yapitlarda da gecmisten gelen ogretileri yasatmayi surdurmek de gorev’dir, bagimsiz yasamak isteginin gostergesidir. Is, yalniz ‘tanim’ yapmak ile baslayamaz ya da bitemez. Dusunceleri butun yonleri ile gelistirmek, kacinilamaz. Yoksa, yagi savasi kazanacaktir.
Turkcesi: ETNIK VE TOPLUMSAL KIMLIKLER NASIL OLUSUR? Osman Karatay, Tr. (Çorum: KaraM, 2005) ISBN:975-6467-09-6
http://vlib.iue.it/carrie/texts/carrie_books/paksoy-10/paksoy_dusuncelerin-kokenleri.pdf
Posted on 05 Eylül 2011
0